Ankara Devlet Tiyatroları 2012 – 2013 sezonunu kapatmaya hazırlandığı Nisan – Mayıs ayında iki yeni oyun sahneye koyarak izleyiciye hoş bir sürpriz yaptı. Bunlardan biri bir başka yazıda bahsedeceğim “Nehir” diğeri ise Neil Simon’un yazdığı “Aklımdaki Kadınlar”.

Neil Simon tiyatroseverlerin yakından tanıdığı bir isim. Türkiye’de de defalarca kez farklı yorumlarla sahnelenen “Sevgili Doktor”, ” Müziksiz Evin Kadınları” gibi oyunların yazarı. 1996 yılında beyaz perdeye de taşınan “Aklımdaki Kadınlar” da yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi ilişkiler üstüne altı çizilecek cümlelerle geliyor karşımıza. Zaman zaman ikili ilişkilerin derinliklerine dair felsefi yaklaşımlar karşımıza çıkarken, zaman zaman da mizahi bir dille olaylar tiye alınıyor. Metin ilk satırından itibaren Jake karakterinin geçmişini de sıkça referans alarak, onu aşama aşama değiştirip belli bir noktaya taşıyor. Tabii bu noktada karakter derinliklerinin iyi kurgulanması gerçeği ortaya çıkıyor. Simon metninde bunu da fazlasıyla başarıyor. Yan karakterleri derinlemesine analiz etmese de onların Jake ile ilişkilerine dair pekçok cümle bizi oyunun içine çekiyor.

Oyun çok sevdiği karısı Julie’yi yıllar önce kaybeden Jake adlı yazarın Maggie ile ilişkisini sürdürme gayretini işliyor. Tabii oyun boyunca Jake; ölen karısının hayaleti, kızı, kız kardeşi, psikanalisti, Maggie ve sonradan hayatına giren sevgilisi Sheila’nın hayalleri ile hayatına dair çözümlemeler yapıyor. Jake henüz karısının ölümünü atlatamadığı için bugünü de yaşayamıyor ve bu ruh halinden kurtulması gerektiği gerçeği ile yüzleşiyor. Peki bunu başarabiliyor mu? Hiç şüphesiz bu sorunun yanıtı için de oyunu izlemek gerek.

Kast çok zayıf

Elimizde Jake ve onun hayatında farklı rollerde yer alan kadınlar var. Bize Jake’i ve onun yüzleşmelerini sahneye taşıyacak güçlü bir aktör lazım. İşte oyundaki aksamalar tam da burada başlıyor. Levent Şenbay maalesef bu konuda çok yetersiz kalıyor. Bu rol ona fazla büyük kalıyor. Maggie karakterindeki Zeynep Ekin Öner ve Julie’yi canlandıran Pınar Gün de rollerinin altında ezilmiş. Tek tek olumsuzları saymaktansa iyi performans var mı, bu soruya yanıt arayalım. Psikanalist Edith rolünde Şirin Çetinel Giobbi yakın zamanda “Haydi Karına Koş” oyunundaki gibi harika bir performans sergiliyor. Yine Jake’in kardeşi Karen rolündeki Ekin Tunçay Turan da oyunun bir diğer öne çıkan ismi.

Küçük Molly rolündeki Zeynep Bostancı ise şirinliği ile özel bir alkışı hak ediyor. Bir iki iyi oyunculuğun dışında çok kötü performanslar maalesef bu iyi metnin yerlerde sürünmesine neden oluyor. Sinan Pekinton’un elindeki bu zayıf cast ile yapabileceği çok da bir şey yok. Çıkıp kendisi oynayacak değil. Gerçi oyunu izlerken akıla şu soru da geliyor; “Jake rolünü kim oynayabilirdi?” Karakterin dinamiklerini de göz önüne alınca tabii ki Olcay Kavuzlu yanıtı çıkıyor ortaya. Bu sezon üç rolde oynayan başarılı oyuncunun da kulaklarını çınlatarak yazıya devam edelim. Başarısız oyunculuklar nedeniyle zaman zaman duran oyun iki saatin sonunda büyük bir hayal kırıklığına uğratıyor.

Oyunun dekoru ve kostüm seçimleri ise gayet yerinde. Işık konusunda her oyunda ayrı bir cümle yazdığım Zeynel Işık ise bir kez daha mükemmeli yaratıyor. Metnin her sahnesini tam anlamıyla daha da üst kaliteye çıkartan bir çalışma yaratmış. Karakterlere göre birden değişen tonlar, birden lokal değişklikler. Tek kelimeyle mükemmel.

Başarılı bir metin, mükemmel bir ışık, iyi dekor, iyi kıyafet… Ancak çok kötü oyunculuklar… Aklımdaki Kadınlar çok da hareketli geçmeyen sezonun vasat oyunlarından biri olarak akıllarda kalıyor. Bu oyuncu seçimlerinin son dönemde Devlet Tiyatroları kurumunun işleyişindeki zayıflığın bir yansıması olduğu kanaatindeyim. Umarım 2013 – 2014 sezonu bu konuda bizleri hayal kırıklığına uğratmaz.