“Türkiye’nin pek çok bölgesinde özellikle İstanbul’da küçük ölçekli tiyatroların oluşmasıyla birçok yerli yazarla tanıştık. Eskiden üç beş sınırlı yazarımız varken şimdi çok doğru şeyler söyleyebilen genç kalemler var. Bu seslere kulak vermek ve onların yarattığı karakterlere can vermek bana haz veriyor. Belki o nedenle bugüne kadar salt güldürme amacı güden Bulvar komedilerinde hiç oynamadım. Derdi olmayan oyunlar oynayacak kadar da vaktimin olmadığını düşünüyorum.”

Sumru Yavrucuk, Birgün gazetesinden Gülşen İşeri’nin harika röportajında bir soruya bu yanıtı veriyor. Bu belki de Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi oyununu en iyi özetleyen cümle.

“Dün kimse ölmedi”,

“Biz hiçbir zaman ecelimiz ile ölmeyiz.”

Derdi olan bir oyunla karşı karşıyayız. Oyunun yazarı Ebru Nihan Celkan’ın dediği gibi “Bu oyun insanlığımızın trans bir kadınla imtihanıdır”. Gerçekten de öyle.

Emre Kınay ve Şevket Çoruh’un başrollerini paylaştığı İnşaat isimli bir film vardı. Filmde, toplumun her kesiminden insanlar öldürdüğü kişilerin cesetlerini saklaması için iki inşaat işçisine yüklü ödeme yapıyordu. Onlar da çalıştıkları inşaatın bahçesini neredeyse bir mezarlık haline getiriyordu. Filmin sonunda bu iki kafadar büyük bir operasyonla yakalanınca, katiller olanı biteni hiç suçları yokmuş gibi uzaktan seyrediyordu. Türkiye’de konu, yaşama ve adalete gelince sık sık bu film gelir aklıma.

Bir trans neden topluma tehdit olarak görülür ki?

İnsanlıktan dem vuran birçok kişinin hele konu translara geldiğinde üç maymunu oynaması, bazen konuşmaktan korkması ve “ama” ile başlayan cümleler kurması ne kadar da sık rastladığımız bir gerçek değil mi? Ya da homofobik ağır ağabeylerin sözlerine bürünen nefret? Ve cinayetler… Bir iki satırla gazetede okuduğunuz hatta çoğu zaman üçüncü sayfalara bile girmeden geçilip giden nefret cinayetleri… Ya öldürülen umutlar? Oyunumuzun ana karakterinin adı Umut. Etrafında olup bitene rağmen umut dolu bir karakter. Çocukken evden kaçıp bir ağacın arkasına saklanan ve annesinin büyük bir panikle aradığı Umut. On yıldır hala annesinin koşup onu bulmasını bekleyen Umut… Babasının kendisinden nefret ettiği Umut… Bir soru geliyor aklıma… Sahiden bir trans neden topluma tehdit olarak görülür ki?

Yazar odaklı bir proje olan Altı Üstü Oyun serisinin ilk eseri Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi’nin metnini Ebru Nihan Celkan kaleme alıyor. Oyun çok cesur ve güçlü bir dille yazılmış. Bir transın bir günününden birkaç kesiti ele alıyor. Doğaçlama sahnelere izin vermesi de metnin çok iyi bir esnekliğe sahip olduğunu gösteriyor.

Oyunda İsmail Sağır çok başarılı bir ışık kompozisyonu çalışması yapıyor. Olayların gidişatına göre değişen tonlamalar oyunu tamamlayan hatta zaman zaman derinlik de katan bir aktör oluyor. Başak Özdoğan’ın dekor uygulaması da oyunun iyi yardımcılarından.

Sumru Yavrucuk…

Ve işte bu oyunu, bu iyi metni göklere çıkaran noktaya geldik; Sumru Yavrucuk… Başarılı oyuncu, vücut dilinden, konuşmasına, karakteri özümsemesinden duygusal tavırlara varana kadar her konuda mükemmel bir performans ortaya koyuyor. Yaptığı doğaçlamalara gelince, tek kelime sanırım durumu ortaya koyar; muhteşem. Bir salon dolusu izleyici dakikalarca ayakta alkışladı.

Oyunun süresi yaklaşık bir saat. Bir an da olsa temposu düşmüyor. Oyunun yönetmeni Yavrucuk izleyicinin ilgisini her an sahneye çekmeyi fazlasıyla başarıyor. Tekst üzerinde uzun uzadıya düşündüğü belli.

Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi çok iyi bir öykü. Araya serpiştirilmiş geri dönüşlerle, bir kesiti anlatmadaki başarısı ile çarpıcı bir yapıt. Sumru Yavrucuk’un performansı ve derdi olan bir oyun sahneye koyma niyetiyle ekip büyük bir alkışı hak ediyor. Mutlaka izlenmesi gereken bir yapım.

NOT : Yazının başında bahsettiğim röportaja bu linkten ulaşabilirsiniz http://www.birgun.net/sunday_index.php?news_code=1362303780&year=2013&month=03&day=03