İyi bir fragman, iddialı afiş, film öncesinde ilişkilere dair büyük sözler… Aşk Kırmızı’dan bahsediyoruz… Son 20 yılda her yapımı ile adından söz ettiren Osman Sınav’ın son projesi Aşk Kırmızı’dan…

Bir yıl içinde iki ayrı Osman Sınav filmi sinemaseverlerle buluştu. İlki Kenan İmirzalıoğlu’nun başrolünde olduğu Uzun Hikaye… Türk sinemasında söyleyecek sözüm var diyen; oyunculuklarıyla, öykü anlatımıyla, müzikleri ile çok kaliteli bir yapım… Diğeri ise Aşk Kırmızı. Yapımlarında belli kaliteyi tutturan bir yönetmenden, aşağı yukarı her filminde benzeri çizgi beklemek haksızlık olmasa gerek. Peki Aşk Kırmızı bu çizgiyi devam ettiriyor mu?

Film Ezgi Asaroğlu ve Tayanç Ayaydın’ın havaalanında vedalaşma sahnesi ile açılıyor. Asaroğlu aslında, “Kocam” diyerek ve “m”‘yi uzatıp vurgulayarak daha ilk saniyede film hakkında ipucu veriyor. Tayanç Ayaydın’ın tam bir saniye sonrasında “karım” diye cevap vermesi ve “m”deki yapmacıklığı ise ikinci ipucumuz oluyor. O anda aklıma şu cümle geliyor. “Osman Sınav, belki de olayı bu kadar absürtleştirerek mesaj vermek istiyordur.” Keşke öyle olsaydı. Film İstanbul’da büyük bir şirkette çalışan, bol para kazanıp süslü püslü bir hayat süren, “mutlu” bir evliliği olan, yani tüm soruncuklarını çözmüş bir adamın aşk yaşamına odaklanıyor. Amerika’da yayınlanan dizilerde sıkça rastladığımız bu tablo, Türkiye’de yeni bir sınıf olarak karşımıza çıkıyor. Arabanın, evin, televizyonun, her şeyin en iyisi. Kaliteli bir yaşamdan bahsetmiyorum. Sınıf atlama çabasına da benzer bir özentilik hali anlatmaya çalıştığım. Ana karakterimiz Ferhat işte tam da böyle biri. Hayatta ne istediğini bilmeyen hali de kendisine “özgün” bir macera yaratmasının nedeni olarak karşımıza çıkıyor.

Üç kişilik aşk olur mu?

Film bazı sorulara yanıt arama amacıyla yola çıkmış. Üç kişilik aşk olur mu? Aynı anda iki kişiyi sevebilir misin? Sadakat, üç kişilik bir aşkın neresinde durur? Birini çok seviyorsan, onun sevdiğini de sever misin? Seninle aynı kişiyi sevdiği için onu suçlayabilir misin? Onun sevdiği kadına kendinden bile çok güvenir misin? O soruyu hiç sordun mu; üçünüz olur muydu? Bu sorulara verilen hiçbir derinliği olmayan cevaplar filmin metnindeki basitliğin temel göstergesi oluyor. Osman Sınav keşke fikirlerini masaya koymadan önce Woody Allen filmlerine biraz göz gezdirseydi. Çünkü bu haliyle ve ortaya koyduğu yanıtlarla film bir salon dolusu izleyiciyi kahkahalara sürüklemekten daha ileriye ileriye gidemiyor.

Biraz da filmin oyunculuklarından bahsedelim. Bu derinliksiz öyküde tek çabalayan Nurgül Yeşilçay. Ne yazık ki o da filmi kurtarmaya yetmiyor. Tayanç Ayaydın film boyu dolu gözleri ve düşünceli haliyle maalesef kötü bir performans sergiliyor. Ezgi Asaroğlu da fazla samimiyetsiz ve başarısız bir oyunculuk ortaya koyuyor. Burak Sergen, Şebnem Dilligil ve Sait Genay ise kısacık rolleri ile biraz da olsa filme renk katıyor.

Film boyunca, Mehmet Erdem şarkıları ile bize eşlik ediyor. Aynı şarkı yaklaşık yüz kere çalıyor ve belli bir süreden sonra şarkıdan bile soğuyor izleyici. Görüntü yönetmenliği, çekimleri ve benzeri konularda ise film her Osman Sınav yapımı gibi belli bir kalitenin üstünde.

Aşk Kırmızı son dönemin en kötü yapımlarından biri. Yaklaşık iki saatlik süresi boyunca yeni hiçbir söz söylemiyor. Ortaya doğruyu, yanlışı koymuyor. Hikayesini anlatmaya çalışıp ortadan çekiliyor. Film hakkında bu kadar sert cümleler yazmamın tek sebebi, bundan birkaç ay önce Uzun Hikaye’yi bize armağan eden Osman Sınav’dan böyle bir film izlemekti.