Devlet Tiyatroları, Aralık 2012 programını yayınladığında prömiyer yapacak oyunlar arasında Dolores Claiborne ilgimi çekti. Oyunu hazırlayan ekibe baktığımda yönetmenin Hakan Çimenser olduğunu gördüm ve bu oyuna mutlaka gitmem lazım diye düşündüm. Genelde sahnede bir eseri izlemeden önce konusuna ve diğer yorumlarına dair araştırmalar yaparım ancak bu sefer buna pek de vaktim olmadı. Uzun zaman sonra hiç bir fikrim olmadan bir oyuna gitmek garip bir hissiyattı.

Pazar gününün, o iş telaşından uzaklığını ve saatlerinin hafta içine oranla biraz daha ağır geçmesini fırsat bilerek Şinasi Sahnesi’ne gittim. Ve ışıklar söndü. Oyun başladı. Önce biraz karanlık… Burada oyunla ilgili düşüncelerime geçmeden önce çok da vaktinizi almadan bir konuya değinmek istiyorum. Işıkların sönmesi ile birlikte bir izleyicinin telefonu yüksek sesle çalmaya başladı. İki üç kez çaldıktan sonra sustu. Aradan bir iki dakika geçtikten sonra telefon yeniden çaldı. İzleyicilerde ufak çaplı homurtular başladı. Oyuncular da kuvvetle ihtimal bu durumdan rahatsız oldu. Aradan yaklaşık yirmi dakika geçti yine telefon çaldı. Ve bu izleyici telefonunu açtı, konuşmaya başladı.

Aynı olay Ben Ödüyorum’da da yaşandı. Hatta bu sezon izlediğim her oyunda telefon gürültüleri oyuncuları ve izleyiciyi taciz etti. Tabii izlediğim bir oyunda uzun uzadıya sohbet eden ikiliden bahsetmek de mümkün. Diyeceğim; bu sene izleyiciler bu konuda çok dikkatsiz, bu da oyunların seyir zevkini ve oyuncuların konsantrasyonlarını ister istemez düşürüyor. Anlaşılan izleyicilere telefondan iki saat uzak durmak çok zor geliyor. Bunu da bir serzeniş olarak kabul edin.

“Korku romanı yazmayı bıraktığımı düşünmeyin. Sadece şimdiye kadar yapmadığım bir şey yapıp, yaratıcı anlamda hayatta kalmaya çalışıyorum.” Stephen King, Dolores Claiborne’u böyle tanımlıyor. Eser klasik King korku ailesine üye olmadığı gibi, karakter derinliklerine diğer eserlerinden biraz daha fazla yer veriyor ve çok daha toplumsal sorunlara parmak basıyor. Aile içi şiddet bunlardan biri. Joe St.George’un eşi Dolores’e uyguladığı psikolojik ve fiziksel şiddete defalarca kez tanık oluyoruz. Ya da ensest… Aile bağları… Sınıf farklılıkları… Ve daha fazlası.

Konuşulmayan konuları cesurca sergiliyor oyun

Öykü bu konuları dile getirmesi ve ülkemizde sergileniyor olması nedeniyle çok daha fazla önem teşkil ediyor. Sonuçta saydığım konu başlıkları ile ilgili Türkiye’deki veriler ortada. Bu konuda defalarca kez program yaptığım için boyutu hakkında biraz da olsa fikrim var. Hatta Türkiye’de birkaç yıl öncesine kadar dile bile getirilemeyen, yok sayılan, hatta bizim yaklaşımımızla “kolun kırılıp yenin içnde kaldığı” enseste dair cümleler duyabilmek önemli. Oyun bu konuları anlatırken de dil konusunda sert ve cüretkar bir tavır izliyor. Bu açıdan Devlet Tiyatroları’na da hakkını teslim etmek lazım.

Dolores Clairborne, eserle aynı adı taşıyan karakterin bir cinayetle itham edilip sorgulanması sürecini anlatıyor. Biz de olayın anlatımı sırasında olana bitene şahit oluyoruz. Hikayenin temeli geçmişe dair anlatılara dayalı. Burada karşımıza çıkan dört karakter var. Dolores, Dora, Joe ve Selena… Selena iyiyi, Joe kötüyü temsil ediyor. Dora ve Dolores ise ayakta durmak için biraz iyi biraz da kötü.

Oyun bu karakterlerin neden iyi ve neden kötü olduklarını başarılı bir şekilde sahneye taşıyor. Ancak karakterler arası ilişkileri anlatmaya gelince biraz bocalamaya başlıyor. Aynı durum Dolores ile onu sorgulayan Garret isimli detektif arasında da var. Oyun sırasında geçmişlerine dair birkaç cümle duyuyoruz ancak bu repliklerin havada kaldıklarını görüyoruz. Bu belki de yapımın en sıkıntılı noktası. Buna rağmen hikaye anlatımındaki tempo seyircileri merakla izlemeye teşvik ediyor. Oyunun temposu ikinci perdenin ilk bölümü hariç çok akıcı ve iyi gidiyor.

Oyunculuklar çok başarılı

Oyunculuklar ise çok başarılı. En son “Soğuk Bir Berlin Gecesi”nde izlediğimiz Fulya Koçak Yeşilkaya en ağır rolü üstleniyor ve altından başarı ile kalkıyor. Ancak öfke patlamaları anında diğer anlardaki mükemmelliğini kaybediyor diyebilirim. Oyunun baş kötüsü Tolga Tuncer de enerjisi ile çok iyi iş çıkarıyor. Selena’ya ruh veren Deniz Gökçe Kayhan ise doğallığı ile oyuna renk katanlardan. Vera Donovan… Serap Sağlar… O küstah ve güçlü… O sertliğinin altında yaraları olan kadına harika can veriyor. O da oyunun en iyilerinden.

Oyun Şinasi’nin döner sahne nimetlerinden fazlasıyla faydalanıyor. Başarılı ve hızlı değişen dekorla Ali Cem Köroğlu iyi bir sahne yaratmış. Işıkların doğru anda doğru yerlerde karşımıza çıkması ile Şükrü Kırımoğlu da temiz bir iş çıkarmış.

Hakan Çimenser kafasında iyi bir oyun tasarlamış ve bunu sahneye başarıyla yansıtan doğru ekibi kurmuş. Başarılı bir orkestra ve usta bir şef. Dolores Claiborne bu sezonun başarılı yapımlarından. Zaman zaman izleyicisini rahatsız ediyor, zaman zaman da kalbine dokunuyor.